Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |
GELECEĞİMİZ İÇİN ÇEVREMİZE SAHİP ÇIKALIM VE KORUYALIM...LÜTFEN

BİLİM VE İNSAN

çember  
CAFER ŞAHİN


İnsan yaratılmışların en güzeli,en mükemmeli,akıl ve iradeye sahip tek varlık.Akıl ve iradesiyle bütün canlıların hatta doğaya hükmetmekte.Bu hükmediş ilkel topluluklardan günümüze kadar gelen bilgi ve bu bilginin pratiğe ve tekniğe uygulanması ile elde edilmiştir.
Bilim’in birçok tarifi yapılmış ve yapılmakta. Bilimi; insanın neden, niçin, nasıl sorularına karşılık cevap bulma arayışı ile akli, gözlem ve deneylere dayanılarak kesinliği kabul edilmiş bilgi olarak tanımlayabiliriz.
Bertrand Russell’e göre bilim “Gözlem yoluyla ve bu gözlem üzerine kurulmuş akıl yürütme ile önce dünyayla ilgili belirli olguları, sonra da bu olguları birbirine bağlayan yasaları bulgulama ve (talihli durumlarda) geleceğin önceden kestirilmesini olanaklı kılma girişimidir.”
Cemal yıldırım “Bilimin Öncüleri” adlı eserinde Bilim’i; “Doğayı özellikle doğaya ilişkin kuram yada beklentilerimizi sürekli sorgulama işi” olarak tarif etmiştir.
Bilim,bütün insanlık tarihinin ortak mirası ve ortak bilgi hazinesidir. Gelmiş geçmiş bütün insan topluluklarının, medeniyetlerin Bilim’e az çok katkısı olmuş ve olmaya devam etmektedir.
Bilimsel bilginin ilk kullanıldığı yerler Fırat–Dicle-Nil ve İndus nehirleri yakınlarında kurulu medeniyetlerinde başlamıştır.Özellikle Mezopotamya da kurulan Sümerler ve Nil vadisine kurulan Mısır’lılar,Bilim’in öncülüğünü yapmışlardır.Günümüz takviminin ilk örneğini Geometri bilimini ilk kullananlar ve gök bilimleri ile ilgili ilk çalışmaları bu medeniyetler yapmıştır.
Bilimsel gelişimin antikçağdan günümüze serüvenini ana hatlarıyla çizmeye çalışacağız. Takdir edersiniz ki,bu konuyu birkaç sayfaya sığdırmak mümkün değildir.Bu nedenle konu iki bölüm halin yayınlanacaktır.Bu sayımızda Antikçağdan 18.yy kadar olan bilimsel gelişimin macerası anlatılacaktır.
Bilimin gerçek inkişafı antik çağda gerçekleşmiştir.M.Ö8.-M.S. 5. yüzyıllarını içine alan antikçağ Yunan ve Roma medeniyetlerini içine alır. Yunanlılar Matematik’te, Geometri’de,Fizik’te, Tıp’da,Siyaset Bilimi’nde ve özellikle Felsefe’de o kadar büyük ilerlemeler kaydet- mişlerdir ki bırakın ondan sonraki yüzyılları günümüz düşünce hayatında bile etkili olmaya devam etmektedir.
Antikçağ’daki bu bilimsel gelişim arkasında insanı, doğayı topyekûn varlığı inceleyen araştıran ve sorgulayan kısaca düşünce sorulanlarıyla uğraşan “filozoflar” vardır.Tarihte bilinen ilk bilinen filozof “Miletli Thales”dir. Thales’le birlikte Anaksimandros,Anaksimenes, Herakleitos aynı dönemde(M.Ö.5.yy) yaşamış filozoflardır.Bu filozoflar İyon ya okulunun temsilcileridir de.Ayrıca “ilk neden nedir” sorusunu bu filozoflar sormuştur.
Demoritüs;maddenin “atomlardan” meydana geldiğini söylüyor.Herakleitus ise her şeyin değiştiğini ve ancak karşıtların kavgasından doğduğunu söyleyerek Hegel ve Marx’da şekille-necek “Diyalektik”in varlığını ortaya koyuyordu.Sokrates,retorik sanatının en yetkin filozof- larından…Felsefesi iyilik ve güzellik üzerine kurulu ve öğrencisi Platon’un düşünce hayatında etkin insan Platon;bugünkü anlamda idealist felsefenin kurucusu.Aristoteles;yüzünü “duyular dünyasına” çevirmiş gerçek bilim adamının ilk örneği.Pythagoras,evreni matematiksel bir uyum olarak görüyor.Arşimet ise hamamda suyun kaldırma kuvvetini buluyor ve sevinçten ne yaptığını bilmiyor.Evet bu ve adını sayamadığımız daha birçok bilim adamı ve filozof Antikçağ’ın bilim temsilcileridir.
Antikçağ’da bilim ile ilgili bu kadar gelişme olmuşken neden teknik alanda bir gelişme yaşanmamıştır sorusu akla gelebilir.Düşünce tarihçileri bu soruya karşılık verdikleri cevap; “Yunan medeniyetinde üretimin kölelerce gerçekleştirmesi” olarak gösterilmiştir.
M.S.395 Roma İmparatorluğunun ikiye bölünmesiyle birlikte,Batı Uygarlığı her alanda bir çöküş,bir çözülüş ve bir kaos yaşanmış bunun sonucunda -Tarihçilerin ifadesiyle-Batı ‘Ortaçağ’ karanlığına sürüklenmiştir.Bu dönem,batı için açlığın,sefaletin,hastalıkların,sa-vaşların kısaca “İnsanlık trajedisinin” yaşandığı bir çağdır.Ortaçağ (4.yy -15.yy)’da toplumsal hayattaki bu çöküş,bilim de,sanatta da edebiyatta da kendini göstermiş ve Antikçağın yakaladığı o parlak dönemin devamı bir yana onun gerisine düşülmüştür.
Bertrand Russell’ın “Din ve Bilim” adlı eseri Ortaçağ karanlığındaki batı toplumundaki anlayışın ne kadar geri,ne kadar bağnaz,ne kadar gaddar ve acımasız olduğu örneklerle çok açıklanmıştır.
Batı toplumunda 4.yy’dan itibaren başlayan çöküşün aksine yayılmakta olan “Hristiyan dini” ve onun yayıcıları eli ile kurulan Kilise:İşsizin,aşsızın,kimsesizin barınağı ve umudu olmuş,toplumsal dinamiklerini kaybeden Batının yeniden inşasında mimarı olmuş desek yanlış olmaz herhalde.Cemil Meriç “Mağaradakiler” adlı eserinde bu konu ile ilgili olarak; “Rahip Latince’yi Hristiyan Edebiyatı’nı ve din bilimini,eski çağ edebiyatı ilimlerinin bir kısmını mimariyi,heykeli,resmi ibadete yardımcı irfetleri insana ekmek,yiyecek,mesken sağlayan daha değerli sanatları yağmacı ve tembel barbarın serseri mizacına ters düşen ve beşeri fetihlerin en mühimi olan çalışma zevkini ve alışkanlığını…” kiliselerde kazandırıldığını söylemektedir.
Batı toplumundaki Kilise’nin olumlu etkisi 13.yy kadar sürmüştür.13.yy’dan sonra kendi güç ve iktidarı için sömürmeye başlamıştır.O kadar büyük bir güce ulaşmıştır ki servetin üçte ikisi toprakların içte biri ve gelirin yarısını kullanır olmuştur.Bilimin, sanatın ve edebiyatın gelişmesine engel olmuş,toplumu kendi anlayış ve kuralları ile toplumu belli bir kalıba sokma isteği ise alandaki gerilemenin sebebi olmuştur.
Ortaçağ’da batı toplumu karanlık bir dönem yaşarken Doğu her yönüyle aydınlık bir dönem yaşamakta idi.Özellikle İslam Dini’nin yayılması ile birlikte Doğu’daki toplumsal hayatın değişmiş her alan da büyük bir gelişme ve değişim yaşanmıştır.İslam medeniyetlerinde 7.yy’dan 13.yy’a kadar olan süreçte bir çok Medrese,Rasathane,Hastane ve Kütphane yapılmış,bilimle uğraşan insanlara destek olunmuştur.
Bu dönemde,Farabi,İbn-i Sina,Harezmi,El Cebir,Gazali,Mevlana,Ömer Hayyam…vs. adını zikretmediğimiz bir çok düşünür ve bilim adamı ortaya çıkmıştır.İslam coğrafyasında Antikçağ Yunan ve Roma düşünürlerinin görüşleri ve eserlerinin çevirileri yapılmış mazisini unutmuş Batı’nın tekrar bu eserlerle tanışmasına vesile olunmuştur.
Doğunun zenginliği ve ihtişamı 12.yy kadar sürmüş,özellikle Haçlı Seferleri ile (11.yy’dan 13’yy kadar dört haçlı seferi düzenlenmiştir.) Asya siteplerinden gelen ve tamamıyla yağmalama ve yıkma politikası güden Moğol istilası İslam coğrafyasındaki medeniyetlerin çöküşüne zemin hazırlamıştır.Bu seferlere maruz kalan birçok ilim şehrindeki medreseler
ve kütüphaneler yakılıp yıkılmıştır.Ayrıca İslam coğrafyasında pozitif ilimlerdeki gerilemenin sebebi olarak yaşadığı dönemin en önemli düşünürü Gazali gösterilmiştir.Gazali’nin kendisini tasavvufa vermesi ve diğer ilimlerin boş olduğunu ima etmesi,İslam düşünce hayatının gelişmesine ket vurmuştur.
Batı toplumu 15.yy.da bilimde,sanatda edebiyatta büyük bir gelişme yaşamış(Rönesans), feodalite yıkılmış ve Kilise’nin etkisi(Reform) kırılmıştır.Rönesansı doğuran-DOĞUDAN BATIYA GELEN- üç önemli icat vardır:
1-Barut
2-Pusula
3-Kağıt ve Matbaa
Barut ve onun türevi toplar derebeyliği ortadan kaldırmış,Pusula coğrafi keşiflerin yapılma-sına imkan tanımış.Kağıt ve Matbaa ile okuma ve yazma bir imtiyaz olmaktan çıkmış,İncil ve diğer kitaplar basılıp halkça okunarak kilisenin tekeli kırılmıştır.
Ortaçağ’daki skolastik düşünceden kurtulmuş Batı’nın XVI.yy XVII.yy’daki ürettiği bilim adamı sayısı o kadar muazzamdır ki,sanki geçmiş dönemlerin acısı çıkarılmıştır.Bu bilim adamlarının her biri alanlarında büyük bir dehadır:F.Bacon,Kopernik,Galileo,J.Kepler,R.Boyle,C. Huygens,Isaac Newton…vb.
Alexandre Koyre “Bilim Tarihi Yazıları” adlı eserinde sikolastik düşüncenin karşısında çağcıl düşüncenin insan aklının ve deneyin “Bacon”la başladığını söylemektedir.
Rönesans ve reforrn hareketlerinin bilim alanındaki etkisi 16.yy’dan itibaren görülmeye başlanmış Polonyalı gökbilimci Nicolaus Copernicus(Kopernik) ortaçağ boyunca Ptolemaios(Batlamyus)’un dünya merkezli sistemini alaşağı ederek,sistemin merkezine güneşi (güneş merkezli sistemi ilk öne süren Helenistik dönemde yaşamış astronom Aristarkus’tur.) oturtturmuştur.Danimarkalı bilim adamı Tycho Brahe’nin dakik gözlemlerini kullanan öğrencisi Cohannes Kepler gezegenlerin güneş etrafında dairesel değil de,eliptik bir yörüngede hareket ettiğini bulmuştur.
Galileo Galilei 16.yy’ın en parlak bilim adamıdır.Fiziği ve matematiği deneye ilk uygulayan lardan olmuştur.Aristo’dan beri gelen yüksekten atılan bir cismin ağırlığı ile orantılı bir şekilde ivme kazanacağı düşüncesi Galieo’da son bulmuş,bütün cisimlerin eşit ivme ile düşeceğini pisa kulesinde yaptığı deneylerle(Her ne kadar Alexandre Koyre,Galileo’nun Pisa kulesinde deney yaptığının safsata olduğunu söylese de) ispat etmiştir.Ayrıca Galileo "Teleskop"un mucidir de.
Newton,XVII.yy’ın en önemli bilim adamıdır.Evrendeki kütlesel çekimi yasalaştıran ışığın
tanecikle hareket ettiği fikrini ortaya atan,Matematik’teki “İntegral” hesaplama yöntemini
bulan ve optik bilimdeki(renk ve ışık üzerine) çalışmalarıyla çok yönlü bir bilim adamıdır.
Newton “Pirincigia” adlı eserini yayınladıktan sonra o kadar ünlenir ki tanınmış bir matema-tikçi “Acaba onunda bizler gibi yeme,içme ve uyuma gibi türünde günlük gereksinimleri var-mıdır?” sorusunu sorma ihtiyacını duymuştur.Bir nevi insanüstü bir varlık olarak görülmüştür.
XVII.yy.daki bilim adamları iki düşünce alanında öbeklenmekte idi:
1-Doğaya geometrik bir anlayışla bakan Evren’in Matematiksel bir düzenle işlediğini söyle-
yen Platon’cu ve Pythagorascı anlayış
2-Doğayı muazzam,mükemmel ve kusursuz çalışan bir makine olarak kabul eden Descartes ve Gilbert’in öncülüğündeki “mekanikçi” düşünce.
Antikçağdan 18.yy’a kadar olan bilimsel gelişim –ne kadar yavan olsa da- anlatılmaya çalı-şılmıştır.Bir sonraki yazımızın 2.bölümünde buluşmak üzere…

Kaynakça:

[1]Alexanre KOYRE,“Bilim Tarihi Yazıları”,TÜBİTAK [2]CemalYıldırım,“Bilimin Öncüleri”,TÜBİTAK[3]Adrian Bery,“Bilimin Arka Yüzü”,TÜBİTAK[4]Richard S.Westfall,“Modern Bilimin Oluşumu”,TÜBİTAK[5]Rom Herre,“Büyük Bilimsel Deneyler”
TÜBİTAK[6]Bertnard Russel,“Sorgulayan Deneyler”,TÜBİTAK[7] Bertnard Russel,“Din ve Bilim”,Cem Yayınevi[8]Cemil Meriç,“Mağaradakiler”,İletişim Yayınları[9]Orhan Hançerlioğlu,“Düşünce Tarihi”,Remzi Kitabevi Not:BU MAKALE "TOROSLARIN SESSİZLİĞİ" ADLI dergide yayınlanmıştır

Bu yazıya yorum yap

TR